…
...
...
Pazartesi akşamı sahnede gördüm Cüneyt Türel'i; Köksal Engür ve Tilbe Saran'la birlikte, Behiç Ak'ın Tek Kişilik Şehir'ini oynuyorlardı; Ortaköy'de, Feriye Tiyatrosu 'nda, Aksanat Prodüksiyon Tiyatrosu'nun bir gala davetindeydik. Kış geri gelmiş, ıslak, soğuk bir akşam... Yer sapa sayılır. Ama salon tıklım tıklım doluydu . Behiç Ak ' ın oyunu için, bir hiciv şaheseri denemesiydi, diyebilirim. Çağımızın çıldırmış büyük kentlerinden birinin zavallı insanlarını anlatıyor. Yerleştiği, terk edilmiş kule-binadan atlayıp canına kıyanların sayısını artırmak için, doğumları teşvik edici promosyon çalışmaları yapan bir şirket, oyunun ev sahibi. Gelinen noktada kadere razı olmuş, filozof tabiatlı bir garson (Cüneyt Türel) ve ruhsuz büyükkentin manyak sakinleri (Köksal Engür ile Tilbe Saran). Dünya ve insanlarla ilişkisi, bir yeni uzuv niteliğindeki laptop'a dönüşmüş olan adam. Yalnızlığından, her gün katıldığı ayrı ayrı kurslar sayesinde kurtulabildiğini sanan kadın. Üçü, intiharlar kule-binasında buluşuyor. Çıkış kapısı ironi. Final sahnesi hakkında bir tereddüt söyleyebilirim; aslında, oyun metnini çok sevdim. İonesco tedirginliği ve hazzıyla seyredilen bir oyun olmuş. Öyle ki, ilk yarıda (Tilbe Saran sahneye çıkıncaya kadar diyelim) seyirci kendini koyverip de gülemedi. Bütünüyle bir sürprizin tesiri altında kalmış gibiydi. Yavaş yavaş oyunun tadını aldı, açıldı... ve canım oyun da sona erdi. (Fısıldayarak söyleyeyim, ben bu ilk temsil seyircisinden oldum olası pek hoşlanmam. Mümkünse gerçek seyirciyle birlikte olmayı tercih ederim). Başta Tilbe Saran (harikuladeydi), Köksal Engür ve Cüneyt Türel mükemmeldiler. Yönetmen Işıl Kasapoğlu'nu, seyirciyi selamlamaya vakti olmayan «çevre düzencisi» Duygu Sağıroğlu'nu da kutlarım.
Hakkı Devrim / Radikal - 28.03.2002
önceki sayfa | sayfa başı |