Yaşamın gerçeği, kurmacası
İki Hayat Sonra/Kent Oyuncuları
Kent Oyuncuları 2004-2005 sezonuna Brian Friel'in Çehov'un bir öyküsü ile iki oyunundan esinlenerek yazmış olduğu iki kısa oyunuyla başladı. Dünya sahnelerinde ilk kez birlikte oynanan bu oyunları sahneye koyan Mehmet Ergen. Çeviri Şükran Yücel. 'Küçük Köpekli Kadın'dan esinlenilerek sahneye uygulanmış olan ilk oyun, 'Birinci Hayat/Yalta Game', yazgıları ummadıkları bir yerde ve zamanda çakışan, aralarında giderek bir manyetik çekim alanı oluşan genç, güzel, evli bir kadın (Anna Segeyevna/Yeşim Koçak) ile gençlikten artık çıkmakta olan evli bir erkeğin (Dmitri Dmitriç Gurov/Mehmet Birkiye) 'gizli yaşamları'ndan etkileyici bir kesit vermekte.
Bir yaz sonu, tenhalaşmış tatil kenti Yalta'da karşılaşmalarına kadar kendi anlamsız ve mutsuz dünyalarında yaşamaya çabalayan bir kadın ile sıkıcı dünyasından kurmaca öykülerle, yaşamı dalgaya alarak kaçmaya çabalayan bir erkek. Yaşam boyu tatmadıkları aşkı ummadıkları bir zamanda bulan, ancak içinde yaşadıkları koşullarda kendilerini, Çehov'un deyişiyle, 'yakalanıp ayrı kafeslere tıkılmış iki göçebe kuş gibi' gören, mutluluğun ya da tragedyanın eşiğinde, beklemede, iki çaresiz tutkun.
Çehov'un espri çizgisini yakalamış Brian Freil, 'Küçük Köpekli Kadın'dan sonu açık bir üstmetin üretmiş. Olayı, ustaca, gerçek mi, yoksa kurgusal mı olduğu, ya da neyin gerçek, neyin kurgusal olduğu tam anlaşılmayan, giderek şiirselleşen, aynı duyguları yaşamış ya da yaşayan seyirciyi yüreğinin derininden yakalayan bir ortama yerleştirmiş. Mehmet Birkiye ile Yeşim Koçak'ın bu ortamın ve bu etkinin yaratılmasındaki payları büyük. Mehmet Birkiye aşka inanmayan çapkının sırılsıklam aşık oluşunu ustaca veriyor. Yeşim Koçak da Anna'nın yüreğini paramparça eden duyguları hissetmiş ve hissettiriyor.
Yaşama küskünlük...
İkinci oyun olan 'İkinci Hayat/After Play'se Çehov'un 'Vanya Dayı' ile 'Üç Kız Kardeş'ine sürekli göndermeleri olan yine iki kişilik bir başka üstmetin. Benliğini harabeden acı gerçeklerden kaçmak için kendine beyaz yalanlarla örülü kurmaca bir yaşam yaratan, bunu sürekli eklediği ayrıntılarla süsleyen, sonuçta da bu maskenin ardına sığınmak isteyen orta yaşın üzerinde çekingen bir erkek (Andrey Prosorov/Cüneyt Türel) ile Vanya dayının çiftliğini alacaklılardan kurtarmaya çalışan, ilk gençliğinden beri karşılıksız bir aşk yaşayan, bu gerçekleri örtmek için de düşlerine ve alkole sığınan, kırk yaşlarında, saçlarına ak düşmeye başlamış bir kadın (Sonya Serebriakova/Tilbe Saran). Ortak yanlarıysa yaşama küskünlük ve yalnızlık. En azından düşsel bir yaşamın arayışı içinde gibi görünen Andrey'e karşın Sonya ne pahasına olursa olsun geçmişine tutunmak ister.
Kendisini yalnızlığa mahkûm etme pahasına da olsa. Bir ıssız kafede karşılaşan bu iki mutsuz ve umutsuz insanın ardında insanlık durumunun tragedyası yatar. Ancak bu, Çehov'un ve Freil'in ustalıklarıyla, gülümsemeyle sarmalanmış bir tragedyadır. Tilbe Saran ile Cüneyt Türel, bu iki büyük oyuncu, hem bu evrensel gerçeği, hem de bu kurmaca içindeki kurmacayı sanki yaşıyorlar ve kişilerinin bezginlik, bıkkınlık, terk edilmişlik, yalnızlık, çaresizlik, arada bir umutlanma duyguları arasındaki dalgalanmalarını, bütün bunlara karşın sergiledikleri onurlu direnci seyirciye yansıtıyorlar.
Bu arada, Brian Freil'in 'Küçük Köpekli Kadın'dan uyarladığı 'Birinci Hayat'la anlatı metinlerinden dramatik üstmetin üretme çalışması yapacaklar için bir örnek oluşturduğunu söyleyelim. Bu iki kısa oyunu sahneye koyan Mehmet Ergen hem Çehov'un evrenini iyi bildiğini, hem de Brian Freil'in amacını kavramış olduğunu gösteriyor. İki oyun da aynı espri çizgisinde gerçekleştirilmiş; duygusal ve tutkusal ayrıntıların altları, usta oyuncuların da katkılarıyla, sözel ve devinimsel olarak ustalıkla çizilmiş. Giysi tasarımı da (Çevren Sarayoğlu) buna yardımcı oluyor. Daha küçültülmüş bir mekânda daha da etkili olabileceğini düşündüğüm bu oyunların çevre tasarımları (Zeki Sarayoğlu) çok yalın bir biçimde gerçekleştirilmiş. Bu kurmaca içindeki kurmacada. bunların Çehov'un yapıtının elyazısı bir sayfasından kesilip çıkarılmış oldukları izlenimi başarıyla yaratılmış. Ancak 'Birinci Hayat'ta sahneye gürültüyle giren ve çıkan kanepe ve yatak -bu özellikle yapılmıyorsa- gerçek ile düş arasına kurulu ortamı zedeliyor. Işıkta da yer yer sorunlar yaşanıyor. Çeviriyse (Şükran Yücel), 'korkarım' gibi birkaç aykırılık dışında bütünü başarıyla veriyor.
'İki Hayat Sonra'yı Çehov'un yapıtına göndermeleri sezinleyen seyirci kuşkusuz bunları bilmeyenden farklı bir düzeyde izleyecektir. Ancak Freil'in metni de başlı başına bir doruk.
Ve bu iki kısa oyun Kent Oyuncuları'nda, yaratıcılığı giderek daha iyi anlaşılan bir sahneye koyucu ile dört usta oyuncuyla bu yazarlara yaraşan bir yetkinlikte sunuluyor.Hasan Anamur
Hasan Anamur / Radikal - 06.11.2004
önceki sayfa | sayfa başı |